Orijinal Adı: Salò o le 120 giornate di Sodoma
Tür : Dram,korku,savaş
Yönetmen : Pier Paolo Pasolini
Yapımcı : Alberto Grimaldi, Antonio Girasante, Alberto De Stefanis
Oyuncular : Paolo Bonacelli, Giorgio Cataldi, Umberto Paolo Quintavalle, Aldo Valletti
Kurgu : Nino Baragli
Süre : 116 dakika
Salo ya da Sodom’un 120 Günü 1975 İtalya Fransa ortak yapımı dramatik filmdir. Özgün adı Salò o le 120 giornate di Sodoma dır. Fransız yazar Marquis de Sade’nin 1785 yılında yazdığı en sıra dışı eseri olan Les 120 journées de Sodome ou l’école du libertinage adlı kitabının 1940′lı yıllara uyarlamasıdır. Filmin yönetmeni Pier Paolo Pasolini’dir. Passolini aynı zamanda Sergio Citti ile birlikte filmin senaryosunu da yazmıştır. Önemli rollerinde Paolo Bonacelli, Giorgio Cataldi, Umberto Paolo Quintavalle ve Aldo Valletti oynamışlardır. Görüntüleri Tonino Delli Colli’ye ait olan filmin müziğini Ennio Morricone yapmıştır. Film gösterime girdiği tarihten bu yana içerdiği görsel şiddet ve sadizmin dozu nedeni ile hep tartışma yaratmış ve bugüne kadar yapılmış en rahatsız edici film olarak nitelendirilmiştir. Birçok ülkede gösterilmesi bugün bile yasaktır. Film gösterime girmeden kısa bir süre önce yönetmeni Pasolini öldürülmüştü. Filmde 2.Dünya Savaşı ‘nın son günlerinde Faşist İtalya’da çöküşün eşiğindeki dört varlıklı seçkinin genç kız ve erkekleri şatolarında tutsak ederek 120 gün boyunca onlara fiziksel, ruhsal ve cinsel işkence uygulamaları anlatılmaktadır.
Film Türkçe Altyazılıdır.
Not: Film +18′dir. Adult, Aşırı Şiddet Korku Dolu Sahneler İçermektedir.
İzlemek İçin;
Filmden Bazı Görüntüler (Caps) :




Saloyu çok uzun zamandır izlemek istiyordum.Dönemine göre çok cesur.Şu andaki efektlerin yanında sahneler çok basit kalsa da filmin en önemli özelliği yönetmeni PPPnin filmden hemen sonra öldürülmesidir.1975 İtalyası çok karışıktı ve çok fazla didaktik bir film olmuş.Bir de Salonun Kuzey italyada Garda gölü kenarında bir kent olduğu açıklansaydı ve Duçenin faşist İtalyan Sosyal Devletinin burada kurulduğu bilinseydi daha iyi olacaktı.
fılmı degerendırırken sade nın hayatını adadığı tezi dıkkate adamak gerekıyor ”zengınlık güç ve ıktıdar kısıyı ahlaksızlıga iğrençliğe ve kendını tanrı gıbı hıssetmeye sevkedıyor”bu dogrultuda evet fılm iğrenç sahnelerle dolu ama bu iğrençlik o iğrenç bilince sahıp ınsanların iğrençliği.tabı sadenın bılıncininde bundan neden bu kadar etkılendıgı de ayrı bir muamma.
bende uzun yıllar aradım sonunda burda buldum fılmı degerlendırırken sade nın tezini yadsımamak gerekıyor güç ve iktidar beraberınde tanrı olma hıssını uyandırıyor ve iğrenclikler bunun bır sonucu.
Tarih boyunca masum insanlara bu sapık işkenceleri zevk için yapanlar, daima sömürgen sınıflardan seçkinler olmuşlardır. Oysa Lenin ya da Dimitrov gibi iktidar sahipleri böyle iğrençliklere asla tenezzül etmeden de ülke yönetilebileceğini gösterdiler…
Filmi seyrederken aklıma Caligula dönemi Roma İmparatorluğu geldi. Şu dışkı yedirme uygulaması ise dün denecek kadar yakın bir dönemde ülkemizde resmi politikaydı. 12 Eylül cuntasının ilk yıllarındaki Diyarbakır Cezaevi’nin tarihi buna şahittir.
Filmi çok sıkıcı ve açıkçası biraz da abartılı buldum. Ne kadarı kurgu, ne kadarı gerçek belli değil. Psikopatolojinin alanına giren hemen her davranışı kötü karakterlere yamamaya çalışan Pasolini, diğer bazı anormal davranış biçimlerini ( Örn. “Nekrofilia” ) göstermeyi de unutmuş. Bu sado-mazo “festival”in; savaşın bitmesine azıcık bir süre kala, üstelik etrafa tek bir bomba düşmeden ( sanki Marmaris’teler! ) haftalarca sürmesi de ciddi bir mantık hatası…vb Bir seyirci olarak filme 10 üzerinden 3 veriyorum.
bunların hepsi piiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiç
sadist bi film sadist filmleri sevmiyosanız izlemeyin arkadaş
söze gerek varmı ! ?
izlerken bütün cinsel isteğim alt üst oldu…!
insanların Allah’ın yollarından çıkmasının sonucu!